
20.07.2024
Yazan: DEMET TEKDEMİR
1-Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs,
üç kıtanın ticaret yollarının kesiştiği Doğu Akdeniz’in en büyük adası olması
nedeniyle çok önemli bir coğrafi ve jeopolitik konuma sahiptir. Sahalarında ün yapmış
değerli coğrafyacı ve jeolog bilim adamları jeolojik olarak Kıbrıs-Anadolu ilişkisini:
“Yapı bakımından Kıbrıs, İskenderun Körfezi güneyinde denize ulaşan Toros
sıradağlarının bir devamıdır” şeklinde açıklamışlardır. Kıbrıs adası, tarihi boyunca
Mısırlılara, Hititlere, Yunanlılara, Fenikelilere, Asurlulara, Perslere, Romalılara,
Bizanslılara, Fransızlara, Venediklilere, Cenevizlere, İngilizlere ve Türklere ev
sahipliği yapmıştır.1
Osmanlı Devleti, 1571 yılında Kıbrıs Adası’nı Venediklilerden alarak, adayı
İmparatorluğa katmıştır. Bu süre içinde adaya yerleştirilen Türk nüfusunun kökeni
zaman zaman merak konusu olmuştur. Zamanımıza ulaşmış ve bir kısmı aynen
yayımlanmış Osmanlı resmî belgeleri, Kıbrıs Türklerinin meskeninin Anadolu
yarımadasına dayandığını gözler önüne sermektedir. 1571 yılından önce de özellikle
Venedik yönetimi zamanında, Türkler, adada küçük bir koloni halinde
yaşamaktaydılar. O zamanlarda hem Mısır’dan hem de Anadolu yarımadasından
özellikle Karamanoğulları’nın hâkim oldukları Orta Anadolu topraklarından adaya göç
etmiş Türkler olmuştu. Bunların bir kısmi politik diğer bir kısmı da ticari amaçlar için
Kıbrıs adasını seçmişlerdi. Ada’nın Osmanlı hakimiyetine geçmesinden sonra ise
devlet politikası olarak, adanın eski ticarî önemine kavuşturulması için imar ve iskân
edilmesi gerekiyordu. Bunun için Sultan II. Selim özellikle Karaman vilâyetindeki köy
ve şehirlerden her on haneden bir hanenin adaya sürülmesini emretti. Bu iskân
siyaseti neticesinde yerleştirilen Türkmenlerin hangi boy ve oymaklara mensup
oldukları Osmanlı belgeleriyle sabittir. İstanbul’da Başbakanlık Arşivi’nde “Sürgün
defteri” adı altında saklanan bu resmi Osmanlı belgelerinin bir kısmı çeşitli tarihçilerle
aynen yayımlanmıştır. Bu duruma rağmen, bazı Batılı ve Rum tarihçiler, Kıbrıs
Türkleri’nin atalarının, fetihten hemen sonra İslâmiyeti seçen Latinlerin ve Osmanlı
hâkimiyeti süresince Müslüman olan Rumların teşkil ettiğini iddia etmektedirler.2
2- Osmanlı İmparatorluğu’nun 18. yüzyılda zayıfladığı ve askeri ve ekonomik
gücünü kaybettiği dönemde, hakimiyeti altındaki Yunanlılar 1821-1829 yılları
arasında bağımsızlığını ilan etmiş ve Yunan Krallığını kurmuşlardı. Yunan Krallığı
büyük bir ümitle kurulmuştu. Fakat kısa zamanda beklenileni karşılayabilecek
düzeyde değildi. Beşerî, ekonomik ve siyasi sorunlarla boğuşan yapısıyla ümit
dağıttığı kesimlere umut olabilecek gibi görünmüyordu. Osmanlı İmparatorluğu’yla
mukayese edildiğinde her yönüyle yetersiz ve fakirdi. Serüvenciler ve kendine yeni bir
hayat kurma peşinde olanların dışındakiler imparatorluğu terk edip Yunanistan’a
gitme niyetinde olmamıştır. Dahası, 1840’ların başında binlerce Yunanlı/Rum
fakirliğin ve düzensizliğin kol gezdiği Yunanistan’dan Osmanlı topraklarına göç
etmişti. Bu duruma çare arayan Yunanistan, çözümü Yunanlı nüfusun yoğun
olduğu verimli Osmanlı topraklarına göz dikmekte bulmuştu. Bulunan çözüm hem
Yunan Krallığı’nın sınırları dışında kalmış ‘kurtarılmamış Yunanlıları’ ‘Osmanlı
boyunduruğundan’ kurtaracak hem de Türkler tarafından işgal edilmiş zengin ve
verimli ve aynı zamanda ‘tarihsel olarak Helen olan’ toprakların Yunanistan’a
katılmasıyla iktisadi kalkınma gerçekleşmiş olacaktı.
Megali İdea, “Büyük Ülkü” olarak adlandırılan bu çözüm ilk kez 14 Ocak
1844 tarihinde Başbakan Kolettis’in Ulusal Meclis’te yaptığı konuşmayla resmiyet
kazanmıştı. Konuşma şöyleydi; “Yunanistan Krallığı, Yunanistan değildir;
Yunanistan’ın sadece bir parçası, en küçük, en yoksul bir parçasıdır. Yunanlılar,
sadece Krallık içinde oturanlar değildirler, aynı zamanda Yanya’da ya da Selanik’te,
Serez’de ya da Edirne’de, İstanbul ya da Trabzon’da, Girit ya da Sisam Adası’nda,
Yunan tarihine ya da Yunan ırkına bağlı başka yerlerde oturanlar da Yunanlıdır.
Helenizmin iki büyük merkezi vardır. Krallığın başkenti Atina’dır. İstanbul, büyük
başkent bütün Yunanlıların kenti, düşü, umududur.”
Yukarıda bahsettiğimiz üzere, Kıbrıs Rum Cemaati, Yunan Krallığı’nın
kurulmasının ardından Yunanistan’dan gelen yoğun bir milliyetçi dalgayla
yüzleşmek durumunda kalmıştı. Başbakan’ın konuşmasında “Büyük Ülkü”
tanımlanırken açıkça Kıbrıs’tan bahsedilmemişti, fakat, “Yunan tarihine ya da Yunan
ırkına bağlı başka yerlerde oturanlar da Yunanlıdır” vurgusu Kıbrıs’ı da
kapsayabilecek ucu açık bir ifadeydi.1
3- 1877-78 Osmanlı Rus savaşında Osmanlı Devleti’nin yenilmesi üzerine
Ayestefanos Barış Antlaşması imzalanmıştı. İlgili antlaşma oldukça ağır hükümler
içermekteydi. Böylesi bir dönemi fırsata çevirmek isteyen İngiltere hiç vakit
kaybetmeden olası bir Rus istilasına karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu korumak
bahanesiyle bir askeri üsse ihtiyacı olduğu gerekçesiyle İngiltere Kıbrıs’ı Osmanlı
İmparatorluğu’ndan kiraladı. Bunun sonucunda da 1878’de imzalanan Kıbrıs
Sözleşmesi ile Kıbrıs Adası, hükümranlık hakkı Osmanlı İmparatorluğunda
kalmak kaydıyla, İngiltere’ye devredilmiş oldu ve Kıbrıs’ta tam 308 yıl süren
Türk egemenliği tamamen bitti. Ancak Kıbrıs halkı diğer yabancı yöneticilerini
istemedikleri gibi İngilizleri de istemediler. Kıbrıs’ta 1820’lerden itibaren Yunanistan
kaynaklı geliştirilmiş Rum milliyetçiliği ve ona bağlı “Enosis” politikası daha ilk günden
İngiltere için düzenlenen hoş geldin toplantısında kendisini gösterdi. Rumlar,
İngiltere’nin daha önce Ege adalarını Yunanistan ile birleştirdiği gibi Kıbrıs’ı da
Yunanistan ile birleştireceklerini umut ettiğini söyledi. Böylece İngilizler adaya
geldikleri ilk günlerden itibaren “Enosis” fikrinin Kıbrıslı Rumlar açısından
vazgeçilmeyen bir gerçek olduğunu görmüş oldular.
İlginçtir ki İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Ağustos 1878’de İngiltere Dışişleri
Bakanına gönderdiği bir raporda “Rumlar Türkleri her şeyden yoksun bırakmak ve
adadan kovmak gayesiyle büyük bir çaba harcayacaklardır. Bütün Kıbrıs topraklarını
elde etmek için her türlü sahtekârlığı yapacaklar ve böylece Kıbrıs’ı Yunanistan’a
bağlamak isteyeceklerdir” şeklinde Kıbrıslı Rumlar ile ilgili görüşünü ve adanın
geleceği ile ilgili kaygılarını iletmişti. Bu öngörü ileride bir ölçüde gerçekleşecek ve
İngilizler adadaki Rumları kontrol etmekte zorlanacak ve bunun cezasını da Türkler
çekecekti.3
4- Tüm bütün bunlar olurken Rumlar ve Türkler arasında yavaş yavaş
çatışmalar başladı. Rumlar ilk olarak 1894 yılında Baf’ta bir camiyi Cuma namazı
vaktinde taşladılar. Ardından 1895’te Lefkoşa’da Tahtakale mahallesinde ve bazı
Türk köylerinde Rumlar Türklere saldırdı. 1911 yılında Türk Bodamlıyazade Mehmet
Şevket Bey, bu saldırıları ve “Enosis” politikasını protesto eden 3 miting düzenledi ve
bu Kıbrıslı Türklerin “Enosis”e karşı düzenledikleri ilk örgütlü eylem oldu. Rumların
İngilizlere destek vermekle suçladığı bütün Kıbrıslı Türklere yönelik saldırıları, aslında
bir yandan İngilizlerin böl ve yönet politikasının başarılı olduğunu gösterirken diğer
yandan da artık Türkler ve Rumlar arasındaki ilişkilerin onarılamaz bir boyuta çıktığını
ve karşılıklı güvensizlik oluştuğunu gösteriyordu.
Kıbrıs’ta gerilim, I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle iyice arttı. Osmanlı
İmparatorluğu, İngiltere’nin karşısında savaşa girince, İngiltere de tepkisini Kasım
Kıbrıs’ı ilhak ettiğini duyurarak gösterdi. Osmanlı İmparatorluğu da bu zorlama
karşısında bir şey yapamadı ve durumu kabullenmek zorunda kaldı. Adayı ilhak eden
İngiltere, 1915’te adayı Yunanistan’ı kendi yanına çekmek için kullandı ve adayı
resmen Yunanistan’a vermeyi teklif etti. Ancak Yunan Kralı, savaşın içinde yer almak
istemediği ve Osmanlıyla savaşmaktan korktuğu için bu teklifi geri çevirdi. Böylece bir
kez daha Kıbrıs halkı kendilerinin kontrolü dışında pazarlık konusu oluyor ve bir
rüşvet olarak sunuluyordu. Sonrasında Yunanistan 1917 yılında İtilaf devletleri
safında ve kendisine Kıbrıs’ın rüşvet olarak önerilmesine gerek kalmadan savaşa
girdi. I. Dünya Savaşı bittiğinde Yunanistan da savaşı kazanan devletler safında yer
aldığı için Rumlar tarafından coşkuyla kutlandı. I.Dünya Savaşı’nın ardından
Yunanistan daha önce reddettiği Kıbrıs’ı kendi topraklarıyla birleştirebileceğini umut
etti. Ancak İngilizler onun gibi düşünmüyordu ve aldıkları tedbirlerle uzunca bir süre
Yunanistan’ı Kıbrıs’tan uzak tutmaya çalıştılar ama Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan’a
gerek kalmadan “Enosis” konusunda yeterince çaba harcıyorlardı. Bu arada ilgili
dönemde adada, Rumların faaliyetlerine karşın Kıbrıslı Türkler de adanın Türkiye’ye
geri iade edilmesi yönünde faaliyet göstermekteydiler. Rumların bu çabaları adada
geri dönüşü olmayan kanlı mücadelelere yol açtı ve Kıbrıslı Rum ve Türkleri düşman
haline getirdi.3
5- 1923’te tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nda TBMM hükümeti
adanın İngiltere’ye ait olduğunu kabul etti. Adadaki Türklere geleceklerini tayin hakkı
tanıdı (Hakk-ı Hıyar). Kıbrıslı Türkler ya adada kalacaklar ve Türkiye
vatandaşlığından çıkartılacaklar ya da Türkiye’ye göç edeceklerdi. Belgelerden
anlaşıldığına göre Lozan Barış Antlaşması’nda Kıbrıslı Türklere tanınan göç etme
seçeneğinin bir kısmı kullanılmıştır. 1924-1927 yılları arasında Lozan antlaşmasına
dayanarak adadan 5000 civarında Kıbrıslı Türk Türkiye’ye göç etmiştir. Böylece 1878
yılında başlayan nüfus dengesindeki bozulma 1914’te devam etmiş, son olarak da
Lozan Antlaşması’yla birlikte Kıbrıslı Türkler için vahim bir durum haline gelmiştir.
Lozan Antlaşması’yla birlikte adaya artık resmen sahip olan İngiltere, 10 Mart
1925 yılında adanın İngiltere’nin bir “Kraliyet Sömürgesi” olduğunu ilan etti. Kıbrıs
adasında 1925 yılında kurulan “Kraliyet Sömürgesi” 1960 yılında kurulan Kıbrıs
Cumhuriyeti’ne kadar devam edecektir.4
1931 tarihi ise Kıbrıs siyasi tarihinde önemli bir mihenk taşıdır. Rumların
İngilizlere karşı Yunanistan’a ilhak için ilk fiili ayaklanması 1931’de meydan geldi.
İsyanı Rumlar başlatmış olsa da İngilizler bu durumu fırsat bilerek Kıbrıs Türklerini
sindirmeye yönelik kısıtlamaya gitmeye başladı. Özellikle de Türkiye’nin Cumhuriyeti
ilan etmesinden sonra adada son derece planlı, programlı ve bilinçli bir şekilde
İslamlaştırma politikaları uygulanmıştır. Kıbrıs Türklerine Türklüklerini unutturmak
istemişlerdir. Bu planlı uygulama Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin üçlü
garantörlüğü kapsamında 1960 tarihli Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar devam
etti.
6- 1950’li yıllarda İngiltere’nin daveti üzerine Türkiye Londra Konferansı’na
katılarak artık Kıbrıs’ta resmen taraf oldu. Kıbrıslı Rumlar Yunanistan’ın da desteğiyle
Enosisi gerçekleştirmek için diplomatik bu girişimlerden istedikleri sonuçları
alamayınca bu sefer de silahla Enosisi gerçekleştirmek için 1955 yılında EOKA adlı
yeraltı örgütünü kurdular. EOKA başlangıçta adadaki yönetici durumundaki İngilizleri
hedef almaktaydı. Ancak daha sonra Kıbrıslı Türkleri de hedef olarak görmeye
başlayınca 1 Ağustos 1958 tarihinde EOKA ile mücadele edebilmek için Kıbrıslı
Türkler Türkiye’nin de desteğiyle “Türk Mukavemet Teşkilatı”nı kurdular. Bu kanlı
örgüt, 1958 sonuna kadar 400 Rum, 109 Türk ve 100 İngiliz’i öldürdü, 33 Türk
köyünde yaşayanlar ise EOKA’nın faaliyetleri nedeniyle göç etmek zorunda kaldı.
1950’li yıllar Dünya kamuoyunda Kıbrıs sorunu ile ilgili çözüm arayışlarının
olduğu bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yıllarda birçok çözüm önerisi
veya iyileştirme fikirleri ortaya atılmıştır. Söz konusu girişimlerden istenen uzlaşma
olmayınca bu sefer ABD’nin desteklediği bağımsız bir cumhuriyet fikri ortaya
atılmıştır. Sonuçta Londra ile Zürih Antlaşmaları sonucunda adada iki toplumlu
bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 yılında ilan edildi. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıslı
Rumlar %70 Kıbrıslı Türkler ise %30 temsiliyet hakkına sahiptiler. Kıbrıs Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Kıbrıslı Rumlardan, Cumhurbaşkanı muavinini ise Kıbrıslı Türklerden
seçilecektir. Türklerin İlk Cumhurbaşkanı Muavini, Türk Toplumu’nun lideri Dr.
Fazıl Küçük olmuştur.
7- Ancak 1963 yılı aralık ayından itibaren Kıbrıslı Rumların Türklere karşı
başlattığı şiddet hareketleri sonucunda Kıbrıs Cumhuriyeti artık iki toplumlu olmaktan
çıkar. EOKA’nın “Kanlı Noel” saldırılarında, 364 kişi şehit düşmüş, 103 Türk köyü
boşaltılmış, 25 bin kadar insan evlerinden edilmiştir. Rum çeteleri, 24 Aralık 1963’te
Lefkoşa’nın Kumsal bölgesindeki saldırılarına devam ederken, Kıbrıs’taki Türk
Alayı’nda doktor olan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan ile çocukları Murat,
Kutsi ve Hakan banyo küvetinde öldürülmüş halde bulundu. Bu olay tarihe “Kumsal
Katliamı” ya da “Banyo Katliamı” olarak geçti.
1964 yılında Makarios “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni kuran anlaşmaları feshettiğini
açıkladı. Bu tarihten itibaren Türk toplumuna karşı silahlı saldırılar yeniden
başlamıştır. Ağustos 1964’te Rum ve Yunan birlikleri Erenköy bölgesindeki Kıbrıs
Türk halkına karşı saldırıya geçti. Yunan uçaklarının Erenköy bölgesini bombalaması
sonucu birçok Türk şehit edildi. Türkiye bu durum üzerine sınırlı bir hava harekâtı
düzenledi ve Türk halkına yönelik toplu bir katliamı önledi, Rum birlikleri bozguna
uğratıldı.8 Ağustos 1964’te uçağı düşürülen Türk pilot Yüzbaşı Cengiz Topel, hiçbir
yara almadan Rumlara esir düştü. Topel, daha sonra yapılan Rum işkenceleri sonucu
şehit oldu.
Aralık 1967 tarihinde Kıbrıs Türkleri tarafından “Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi”
kuruldu. O güne kadar Rumların zulümlerine karşı direnişin öncüleri olan Doktor Fazıl
Küçük Geçici Türk Yönetiminin Başkanı, Rauf Denktaş Başkan Yardımcısı, Orhan
Müderrisoğlu ise ilk Meclis Başkanı oldu.
8- Türkiye Cumhuriyeti, yaşanan tüm bu üzücü olaylar ve uzun yıllar boyunca
adada Kıbrıslı Türklere karşı yapılan bu saldırıların ve yok etme teşebbüslerinin
üzerine, bardağı taşıran son damla olan Yunanistan’daki albaylar cuntasının
direktifleri sonucunda adada yapılan darbeyi kabul etmez ve 20 Temmuz 1974
tarihinde garantör devlet olarak adaya müdahale eder ve “1. Kıbrıs Barış
Harekâtını” başlatır.İlk harekât 3 gün sürmüş, 22 Temmuz 1974 tarihinde Birleşmiş
Milletlerin çağrısı üzerine sonlandırılarak ateşkes ilan edilmiş ve Kıbrıs adasındaki
taraflar arasında 25 Temmuz 1974’te “Cenevre Görüşmeleri” başlamıştır. Yunanistan
ve Rum tarafının istekleri kabul etmemesi ve adadaki Türk halkına karşı zulme
devam etme ihtimali Türkiye’nin adaya ikinci harekâtını zorunlu hale getirmiştir.
Böylece, “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla 14 Ağustos 1974’teki “2. Kıbrıs Barış
Harekâtı” ile adaya barış ve huzur getirilmiştir.6
Kıbrıs Barış Harekâtı ile Adadaki Türklerin yıllardır yaşadıkları zulmü sona
erdiren ve bundan sonra güven ve huzur içinde yaşamasını sağlayan harekatın
kararını veren koalisyon hükümetinin Başbakanı Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı
Necmettin Erbakan, dönemin Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, Deniz Kuvvetleri
Komutanı Kemal Kayacan ve harekatta görev alan ismini bilmediğimiz tüm
askerlerimize minnettarız. Ayrıca Kıbrıs Türk Toplumunun liderleri Dr. Fazıl Küçük ve
Rauf Denktaş başta olmak üzere zulüm altında yaşamamak için davalarına ömürlerini
vakfeden tüm Kıbrıslı mücahidlerimizi saygıyla anıyoruz. Silahlı Kuvvetlerimizin
harekâtı süresince, şehit olan 498 Mehmetçiğimiz ve Kıbrıslı 786 mücahidimizin ruhu
şad olsun.
9- Ekim 1974 tarihinde, 1967 yılında kurulan “Kıbrıs Türk Yönetimi” yerine
“Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi” kuruldu. Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’nin Meclis
Başkanlığı görevini Rauf Denktaş yürüttü. Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Meclisi’nin
13 Şubat 1975 tarihli oturumunda oy birliği ile “Kıbrıs Türk Federe” Devleti kuruldu.
Federe devletin Devlet Başkanlığı görevine Rauf Denktaş getirildi. 8 Haziran tarihli
halk oylaması ile Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Anayasası kabul edildi. Kıbrıs Türk
Federe Devleti’nin 15 Kasım 1983 tarihli meclis oturumunda “self determinasyon”
hakkına dayanılarak oy birliğiyle “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ilan edildi.7
Kaynakça:
1- Geçmişten Günümüze Kıbrıslı Rumlar: Dil, Din ve Kimlikleri, İsmail şahin, makale,
https://www.researchgate.net/publication/283850488_Gecmisten_Gunumuze_Kibrisli_Rumlar
_Dil_Din_ve_Kimlikleri
2- Kıbrıs Türklerinin Kökeni ve Sosyo-Kültürel Özellikleri, Süleyman Özmen, makale
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/504187
3- Kıbrıs’ta İngiliz Dönemi,
https://users.metu.edu.tr/kktctntm/KKTC_tarihi/ingiliz.html
4- Kıbrıs’ta İngiltere Dönemi (1878-1960), Prof. Dr. Ali Efdal Özkul, makale
https://pio.mfa.gov.ct.tr/kibrista-ingiltere-donemi-1878-1960/
5- Kıbrıs’ta İngiliz Taç Kolonisi, Böl-Yönet Ve İslamcılık Politikaları Ve Rum İsyanları
Karşısında Kıbrıs Türk Milli Uyanışının Temelleri (1925-1931), Ergenekon SAVRUN,
makale, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1359234
6- https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kibrisa-baris-getiren-harekatin-50-yili/3279544
7- Kıbrıs Türklüğünün bağımsızlık mücadelesinde Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın rolü,
https://www.youtube.com/watch?v=Grp5TEZvt7o